Türkiye Cumhuriyeti Devleti Tarihi

Türkiye veya resmi adıyla Türkiye Cumhuriyeti (Bu ses hakkında Türkiye Cumhuriyeti, başkenti Ankara olan ve Avrupa ile Asya kıtalarının her ikisinde de toprağı bulunan ülkedir. Ülke topraklarının bir bölümü Anadolu Yarımadası’nda, bir bölümü ise Balkan Yarımadası’nın uzantısı olan Trakya’da bulunur.

Ülkenin üç yanı Akdeniz, Karadeniz ve bu iki denizi birbirine bağlayan Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Komşuları; Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan (Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti), İran, Irak ve Suriye’dir. Türkiye, günümüzde bağımsız yedi Türk devletinden biridir. Devletin resmi bir dini yoktur. Ülkenin resmi dili Türkçe‘dir. Ülkedeki en yaygın din ise İslâm‘dır.

Oğuzlar, bugün Türkiye (Halk Latincesi’nde “Türklerin Yurdu” anlamına gelen Turchia sözcüğünden türemiştir) olarak bilinen alana 11. yüzyılda göç etmeye başlamıştır. Göç, Selçukluların Bizanslılar karşısında elde ettikleri Malazgirt Zaferi‘yle hızlanmıştır. Birçok küçük beylik ve Anadolu Selçuklu Devleti, Anadolu’yu Moğol İstilasına kadar yönetmiş ve 13. yüzyılda Osmanlı Beyliği Anadolu’yu birleştirerek Doğu Avrupa, Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’yı yöneten bir devlet hâline gelmiştir.

Türkiye, resmi adıyla Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Yarımkürede, Avrupa ve Asya kıtaları arasında, kuşbakışı görünümü kabaca doğu-batı doğrultusunda bir dikdörtgeni andıran Anadolu platosu ve Trakya yarımadası üzerinde kurulmuştur. Akdeniz, Karadeniz, bu iki denizi Boğazlar vasıtasıyla birbirine bağlayan Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Eski çağın başlıca uygarlık alanları olan Akdeniz dünyası, Balkanlar, Ortadoğu ve Uzakdoğu göç ve ticaret yollarının kesişim noktasında bulunan Türkiye coğrafyası pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

Türkiye, rejimi demokrasi olan bir cumhuriyettir. Osmanlı Devleti‘nin I. Dünya Savaşı sonunda 20. yüzyıl başında yıkılmasından sonra, 1923 yılında Türk Kurtuluş Savaşı ile, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulmuştur. Türkiye, Müslüman çoğunluğa sahip ülkeler arasında en gelişmiş ve modern ülke haline gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik sosyal bir hukuk devletidir. Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Konseyi ve İslam Konferansı Örgütü Türkiye’nin üye olduğu uluslararası örgütlerdendir. 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren Avrupa Birliği‘ne tam üyelik için müzakerelere başlanmıştır.

I. Dünya Savaşı‘ndaki yenilgisinin ardından çöken Osmanlı Devlet’nin birçok bölgesi İtilaf Devletleri’nce işgal edilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki genç bir subay kadrosunun örgütlediği başarılı direnişin ardından 1923 yılında nihayet ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk olan Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

Türkiye, kadim ekinsel mirasıyla demokratik, lâik, merkeziyetçi ve anayasal bir cumhuriyettir. Türkiye, Avrupa Konseyi’ne, NATO’ya, OECD’ye, AGİT’e ve G-20’ye üye olarak Batı Dünyasıyla bütünleşmiştir. 1963 yılından beri Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun imtiyazlı ortağı ve 1995 yılından beri Gümrük Birliği’nin üyesi olan Türkiye, 2005 yılında Avrupa Birliği ile tam üyelik görüşmelerine başlamıştır.

Türkiye aynı zamanda Türk Konseyi, Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Ekonomik İşbirliği Örgütü gibi örgütlere üye olarak Orta Doğu ile, Orta Asya‘daki Türk devletleri ile ve Afrika ülkeleri ile yakın ekinsel, politik, ekonomik ve endüstriyel ilişkiler geliştirmiştir.

Avrupa ve Asya kıtaları arasındaki geçiş yolları üzerindeki konumu Türkiye’ye anlamlı bir güç ve önem kazandırmaktadır. Türkiye, siyaset bilimciler ve ekonomistlere göre stratejik konumu, büyük ekonomisi ve askeri kabiliyetiyle bir bölgesel güçtür.

Bilimadamları ve araştırmacılar Türkiye kelimesinin İtalyancadan geldiğini kabul ederler. Prof. Dr. İlber Ortaylı bir makalesinde Cenevizlı ve Venedikli tüccar ve diplomatların, 12. yüzyılda, Türkiye’yi Turchia ve Turmenia olarak tanımladıklarını belirtir. Ayrıca, Türkiye adı ilk defa 1190‘da bir yazılı kaynakta, haçlı seferi vekayinamesinde geçmektedir.

Prof. Dr. Abdulhaluk Çay ise Turchia tanımını çok daha gerilere götürür ve Turchia tabirine ilk defa 6. yüzyılda Bizans kaynaklarında rastlandığını belirtir ve şöyle der “Bu tabir 9. ve 10. yüzyıllarda İdil/Volga nehrinden Orta Avrupaya kadar uzanan saha için kullanılmıştır.” Bu kulanımın Kafkasya bölgesinde Hazar Kağanlığı için Doğu Türkiyesi, Arpad hanedanının kurduğu Macar Devleti için Batı Türkiyesi şeklinde olduğunu ve aynı tabirin 12. yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanıldığını belirtir. Tarihte 13-14. yy.da Mısır Memlükleri de Türkiye adını kullanmışlardı: ed-devletüt Türkiya (1250-1387). Batılar, Turchia halkına hiçbir zaman Türkiyeli demeyip, Türk (Turc) demişlerdir.

Osmanlı devletinde, 19. yüzyıla kadar Türkiye adı kullanılmadı, devleti Osmaniye, Memaliki Şahane, Diyarı Rum adları kullanıldı. Daha sonra, Genç Osmanlılar arasında Osmaniye yerine Türkistan, Türkeli, Türkili gibi adlar önerildiyse de, Orta Asya‘da Türkistan adlı bir devlet olduğundan bu benimsenmedi. Anayasada (1921) Türkiye adı yazıldı ve 1923’de Türkiye adı resmi olarak kabul edildi.

Anadolu Selçuklu Devleti (1077-1308)

Kutalmışoğlu Süleymanşâh Devri (1077-1086)

Melikşâh tarafından Anadolu’nun fethine memur edilen Süleymanşâh kısa zamanda İznik’e kadar bütün Anadolu’yu ele geçirerek 1077 tarihinde devletini kurdu. Rey’deki Büyük Selçuklu Sultanı’na bağlı olarak Anadolu’ya hâkim olan Süleymanşâh Bizans’ın içindeki durumundan faydalanmak suretiyle sık sık Bizans’ın içişlerine karışmaya, taht kavgalarında politikası icabı bazı imparatorlara destek olmaya başladı.
Bu arada kardeşi Mansur’un isyanını Sultan Melikşâh’ın Emîr Porsuk komutasında gönderdiği kuvvetin de yardımıyla yendi. 1085 yılında ani bir baskınla Antakya Kalesi’ni aldı. Ancak Antakya’nın fethi, Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş’la arasının açılmasına sebep oldu. Sultan Tutuş ve müttefiki Artuk Bey, Süleymanşâh’ı Halep yakınlarında yendiler. Süleymanşâh üzüntüsünden intihar etti (1086).

Süleymanşâh, Antakya seferine çıkarken idareyi İznik’te komutanlarından Ebu’l-Kasım’a bırakmıştı.
Süleymanşâh’ın ölümünden sonra Ebu’l-Kasım’ın bağımsız hareketlerinden şüphelenen Melikşâh, Porsuk ve Emîr Bozan komutasında Anadolu’ya birlikle gönderdi. Affını istedi ise de Bozan tarafından öldürüldü (1092). Aynı tarihlerde Sultan Melikşâh’ın ölümü üzerine serbest bırakılan Süleymanşâh’ın oğlu Kılıç Arslan Anadolu’ya gelerek babasının mirasına sahip oldu (1092).

I. Kılıç Arslan (1092-1107)

Kılıç Arslan, Ege’de oldukça kuvvetlene Çakan Bey (Çaka Bey)’i ortadan kaldırdıktan (1097) sonra Malatya’ya giderek burasını kuşattı. Ancak bu sırada büyük Haçlı ordusunun Anadolu’ya ayak bastığını duyarak İznik önlerine geldiyse de sayıca üstün Haçlılar karşısında Anadolu’ya çekildi. Eskişehir önlerinde tekrar şansını deneyen Kılıç Arslan, Haçlı ordusunu Antakya’ya ulaşıncaya kadar gerilla savaşlarıyla rahatsız etti.
Haçlılar büyük zayiat vermelerine rağmen boydan boya Anadolu’yu geçerek Antakya, Kudüs ve Urfa taraflarını alıp buralarda krallık, kontluk, prenskepslik kurdular. Bu arada Haçlılar’ın arkasından gelen Bizanslılar da Batı Anadolu, Karadeniz ve Akdeniz sahil kesimini tekrar kontrollerine almayı başarmışlardı.

Elinde yalnızca İç Anadolu kalan Sultan I. Kılıç Arslan başkenti Konya’ya getirdi. Daha sonra Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bazı şehirler üzerine yürüdü. Bu yüzden Musul Atabeki ÇavlıArtuklu İl-Gazi ve Suriye Meliki Rıdvan Kılıç Arslan’ın üzerine yürüdüler. Suriye’de Habur Suyu kenarında yapılan savaşı kaybeden Kılıç Arslan Habur’u geçerken boğuldu (1107). Yerine oğlu Mes’ud geçtiyse de diğer kardeşi Şehinşâh O’nu tanımadı. Taht kavgası 1116’ya kadar sürdü.

Sultan I. Mes’ud (1116-1155)

Sultan Mes’ud başlangıçta Dânişmendli Ahmed Gazi’nin egemenliğini tanımak zorunda kalmıştı. Ancak O’nun ölümünden sonra (1134) bağımsız hareket etmeye başladı. Anadolu’daki Selçuklu hâkimiyetini yeniden kurmaya çalıştı. Ancak yeniden başlayan Haçlı Seferi (II. Haçlı Seferi), bu projesini önledi. III. Konrad idaresinden Alman kuvvetlerini Ceyhan önünde 1147 tarihinde bozguna uğratan Sultan Mes’ud, VII. Lui idaresindeki Fransız ordusunu da önce Yalvaç, daha sonra Batı Toroslar’da Kazkbeli’nde yenerek büyük bir zafer kazandı. Ermeniler’in hâkim olduğu Maraş-Elbistan taraflarını da ele geçiren Sultan Mes’ud bir ara
Konya’ya kadar gelen Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’u da durdurmayı başarmıştı. Ölümünden sonra yerine oğlu Sultan II. Kılıç Arslan geçti

Sultan II. Kılıç Arslan (1155-1192)

Sultan Kılıç Arslan saltanatının ilk yıllarında kardeşleri, Dânişmendli Yağıbasan ve Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’la uğraştı. Bizans’ın batıdaki meşguliyetinden faydalanarak Anadolu’da birliği sağladı. En büyük rakibi Nureddin Mahmud Zengî’nin de ölümü (1174) üzerine Batı Anadolu ve Marmara dışında bütün Anadolu’ya sahip oldu. Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, Kılıç Arslan tehlikesini ortadan kaldırabilmek amacıyla
büyük orduyla hareket geçti. Sultan II. Kılıç Arslan, Bizans ordusunu, Bizanslı ve Avrupalı tarihçileri “Miryekefalon” felâketi olarak nitelendirdikleri savaşta Yalvaç-Karamıkbeli’nde ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu büyük zafer Anadolu’nun Türkleşmesinde büyük önem taşır. Bu tarihten itibaren artık Bizans Türkler’e karşı bir saldırı politikası takip edemeyecektir. Bu zaferle Batı Anadolu ve Eskişehir ilerisindeki bölgeler Türk fethine açılmıştır. Türk orduları kısa zamanda Ege Denizi’ne kadar olan bölgede sayısız şehirleri ele geçirdiler.

Sultan Kılıç Arslan saltanatının sonlarına doğru ülkesini eski Türk geleneklerine uyarak 11 oğlu arasında paylaştırdı. Ancak oğulları arasında şiddetli mücadeleler başladı. Bu sırada III. Haçlı Seferi başlamış ve Frederick Barbarossa büyük bir ordu ile Anadolu’ya girmiştir. Ancak Silifke Çayı’nda Alman İmparatoru’nun ölümü, Anadolu Türklüğü’nü yeni bir felaketten kurtarmış oldu. Ülke taht kavgası içinde iken Kılıç Arslan öldü (1192).

I. Gıyaseddin Keyhüsrev (1192-1211)

Babasının yerine tahta çıkan I. Gıyaseddin Keyhüsrev, kardeşi Süleymanşâh’ın baskısı üzerine Bizans’a giderek yardım almayı amaçlıyordu. Ancak istediği yardımı alamadı. Bu sırada IV. Haçlı Seferi sonunda Lâtinler İstanbul’u ele geçirmişlerdi. I. Gıyaseddin Keyhüsrev de böylece Anadolu’ya geçti. Aynı tarihlerde kardeşinin de ölümü üzerine Selçuklu emîrleri tahta davet ettiler. Saltanatı zamanında Pontus (Trabzon) Rum Devleti İmparatoru III. Aleksios’u yendi, 1207 yılında Antalya’yı aldı. Ermeni Kralı II. Leon’u yendi. Eyyûbîler’in Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yayılmalarını önledi. İznik Rum İmparatoru Laskaris’le yaptığı Alaşehir Savaşı’nda şehit düştü (1211).

I. İzzeddin Keykâvus (1211-1220)

Devrin en önemli olayı 1214 tarihinde Sinop’un zaptıdır. İzzeddin Keykâvus, Anadolu’daki Selçuklu hâkimiyetini pekiştirmiştir.

I. Alâaddin Keykûbâd (1220-1237)

Kardeşinin ölümü üzerine tahta çıkan Alâaddin Keykûbâd, Anadolu Selçuklu Sultanları’nın en büyüklerinden birisidir. Anadolu’da Türk birliğini büyük ölçüde gerçekleştiren Sultan Alâaddin Keykûbâd Antalya yakınlarındaki Kolonoros Kalesi’ni alarak burasına kendi adını verdi (Alâiye, daha sonra Alanya). Kırım’daki önemli bir ticaret merkezi olan Suğdak üzerine, Sinop’taki tersanelerde yaptırılan gemilerle bir donanma gönderen Sultan Alâaddin Keukûbâd, burayı ele geçirdi. Kıpçak ülkesi Sultan’ın egemenliğini tanıdı (1226). Ermeni Kralı vergiye bağlandı. Cengiz Han ordularının önünden kaçarak Anadolu’ya gelen Harezmşah Celâleddin’in Anadolu’yu ele geçirme emeli karşısında onunla savaşa tutuşarak, 1230 tarihinde Yassıçemen Savaşı’nda yendi. Kaçan Harezmşah Celâleddin Van civarında öldürüldü. Doğu sınırlarını emniyet altına almak için, kaleleri tamir ettirdi. Asker ve mühimmat bakımından takviye etti. Doğuda büyük bir müdafaa zinciri oluşturdu. Ayrıca Moğol Hakanı Ögedey’e elçi göndererek antlaşma yaptı. Böylece Moğollar’ın tecavüzünden Anadolu’yu korumuş oldu. 1237 yılında zehirlenerek öldü.

II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246)

II. Gıyaseddin yetesiz bir hükümdardı. Başlangıçta komutanlarından Saadeddin Köpek’in tesirinde kalarak birçok hatalar yaptı. Bunlardan biri Harezm Beyleri’nden ve Selçuklu hizmetine girmiş olan Kayır Han’ın öldürülmesidir.
Bu olay Harezm birliklerinin isyanına sebep olduğu gibi devleti uzun zaman uğraştırdı. Daha sonra Saadeddin Köpek’i öldürttüyse de arkadan patlayan Baba İshak İsyanı (1239) devleti çok sarstı. Anadolu’daki olayları dikkatli bir şekilde takip eden Moğollar’ın Azerbaycan Valisi Baycu Noyan, Anadolu’ya girerek Selçuklu ordusunu 1243 Temmuzunda Kösedağ denilen yerde ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaş Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasına sebep oldu.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin Yıkılması

II. Gıyaseddin Keyhüsrev’den sonra işbaşına geçen hükümdarlar beylerin, komutanların elinde birer oyuncaktan farksızdı. 1256 yılında Anadolu’da büyük katliâmlar yapan Moğollar’la Vezir Muinüddin Süleyman Pervane anlaşarak devleti Kızılırmak sınır olmak üzere ikiye ayırdı. 1261 yılında Moğol zulmüne karşı Karamanoğulları ayaklandılar. 1276 tarihinde Hatiroğulları gene Moğollar’a karşı ayaklandı ancak başarılı olamadı.
Bu hareketi destekleyen Mısır Türk Memlûk Sultanı Baybars Kayseri’ye kadar geldiyse de Anadolu’dan istediği yardımı göremedi. 1277 yılında Karamanoğlu Mehmed Bey, Selçuklu şehzâdesi Alâaddin Siyavuş’u Konya’da tahta çıkarmak üzere hareket ettiyse de başaramadı. Bu olay tarihlerde “Cimri Olayı” olarak nitelendirilmektedir.

XIII. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu’da Türkmen Beylikleri birer bire bağımsızlıklarını ilân etmeye başladılar.

Kaynak:

Cahen, Claude; Pre-Ottoman Turkey, A General Survey of the Material and Spiritual Culture and History C. 1071-1330, İng. J. Jones Williams, London 1968, p. XXII + 458.

Çay, Abdulhalûk Mehmet; Anadolu’nun Türkleşmesinde Dönüm Noktası, Sultan II. Kılıç Arslan Ve Karamıkbeli (Myriokefalon) Zaferi, İstanbul 1984, s. 162.

İbn-i Bibi (El-Hüseyn b. Muhammed b. Ali el-Caferi er-Rugedi); El-Evâmirü’l-Alaiye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iyye (Selçuk Name) C.I, Çev. Mürsel Öztürk, Ankara 1996, s. 468.

İbn-i Bibi (El-Hüseyn b. Muhammed b. Ali el-Caferi er-Rugedi); El-Evâmirü’l-Alaiye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iyye (Selçuk Name) C.II, Çev. Mürsel Öztürk, Ankara 1996, s. 262.

Turan, Osman; Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1971, s. 752 + 1 Ek.

Turan, Osman; Selçuklular Tarihi Ve Türk-İslâm Medeniyeti, Ankara 1965, s. 448.

Uyumaz, Emine; Sultan I. Alâeddin Keykubad Devri Türkiye Selçuklu Devleti Siyasî Tarihi (1220-1237), Ankara 2003, s. VII + 130 + 24 Ek.

Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın Gizemli Tarihi

Osmanlı Devleti’nde Enver Paşa tarafından kurulan Teşkilatı Mahsusa, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT)’in atası olarak görülüyor.

Teşkîlât-ı Mahsûsa Nedir?

Teşkilâtı Mahsusa, İttihat ve Terakkî Cemiyeti bünyesinde Enver Paşa’ya bağlı olarak kurulan gizli bir teşkilattır. Teşkilatın, Türkçü ve İslâmcı siyasî görüşler doğrultusunda, yurt içi ve yurt dışında, karşı-istihbarat, propaganda ve örgütlenme eylemlerinde bulunduğu bilinmektedir. Çeşitli ifadelere göre 1911’den itibaren etkin olmuş, 5 Ağustos 1914’te Harbiye Nezareti’ne bağlı resmî bir örgüte dönüştürülmüştür. 8 Ekim 1918’de İttihat ve Terakkî hükûmetinin iktidardan ayrılması ile birlikte Teşkilâtı Mahsusa da resmen tasfiye edilmiştir.

Teşkîlât-ı Mahsûsa’yı Kim Kurdu?

“Teşkilat-ı Mahsusa’yı birçok kaynakta Enver Paşa’nın kurduğu yazılmıştır.
Mesai arkadaşı Binbaşı Süleyman Askeri‘nin yönettiği ve İttihat Terakki Genel Merkezi’nin Batı Trakya ile ilgili kararlarını uygulamakla görevli bir örgütün büyüyüp gelişmesiyle oluşmuştur.

Teşkîlât-ı Mahsûsa Kuruluş Amacı

Mahsusa’nın kuruluş amacı, Enver Paşa’nın hatıralarındaki ideallerinden farklı değildir.
-Bütün Müslüman alemini bir bayrak altında toplamak,
-Türk Dünyası’nı da siyasi birliğe kavuşturmak.

Teşkîlât-ı Mahsûsa Üyeleri
Teşkîlât-ı Mahsûsa emrinde çalışan ve yakın tarihimizde önemli işler yapan subayların ismi teşkilatı mahsusa üyeleri olarak yazılmıştır.

Yakup Cemil

Yüzbaşı

Emir Ali Paşa

Emir Abdulkadir el-cezayir’in oğlu, Meclis-i Mebusan İkinci başkanı

Abdulkadir Gannavi

Osmanlı Meclis-i Mebusan üyesi

Dr.Abdurrahman Bey

Osmanlı devlet adamı

Yüzbaşı Ali

Osmanlı askeri

Ali Çetinkaya

Müstakbel İstiklal Mahkemesi Başkanı ve Cumhuriyet Dönemi Nafia Nazırı Miralay

Ali Fethi Okyar

Başbakan Binbaşı

Ali Rıza

İşkodralı

İskeçeli Arif

Teğmen

Atıf Kamçıl

Teğmen

Mısırlı Aziz Ali

Binbaşı

Besim Ağa

Padişahın saray görevlilerinden

Gazzeli Cemal Bey

Osmanlı devlet adamı

Cevat Abbas

Mustafa Kemal Paşa’nın yaverlerinden

Hacı Emin

Yüzbaşı

Enver Paşa

Harbiye Nazırı

Nuri Kıllıgil

Enver Paşa’nın kardeşi

Yarbay Nazım

Enver Paşa’nın kayın biraderi

Halil Kut

Enver Paşa’nın amcası Kurmay Binbaşı

İzmitli Mümtaz

Enver Paşa’nın yaveri

Ferhat Bey

Trablus Mebusu

Sapancalı Hakkı

Osmanlı devlet adamı

Fuat Bulca

Türk Hava Kurumu başkanı Binbaşı

Teğmen İslam

Deli Fuat Paşa’nın oğlu

Şehit Reşit

Deli Fuat Paşa’nın oğlu

İsmail Hakkı

Topçu Yüzbaşı

Jandarma Yüzbaşı Kadri

Osmanlı askeri

Kuşçubaşı Eşref

Türk istihbaratçı

Miralay Neşet

Osmanlı askeri

Ömer Naci

Ünlü Hatip

Dr.Refik Saydam

Sağlık Bakanı

Şeyh Salih eş-Şerif et-Tunusi

Osmanlı Tunus ve Cezâyir Cem’iyet-i İstiklâliyyesi’nin Mümessili

Süleyman el-Baruni

Osmanlı Trablusgarp Valisi

Bingazili Yusuf Şetvan

Askeri Temyiz Mahkemesi Başkanı

Halepli Ethem Paşa

Osmanlı askeri

Şeyh Abdulaziz Çaviş

Osmanlı Mısırlı büyük ehlisünnet âlimi

Yarbay Çorumlu Aziz

Osmanlı askeri

Dr.Bahaeddin Şakir

Teşkîlât-ı Mahsûsa Siyasi Büro Müdürü

Mithat Şükrü Bleda

Teşkîlât-ı Mahsûsa Siyasi Büro Müdürü

Esat Şukayr

Dördüncü ordu müftüsü

Ohrili Eyüp Sabri

Osmanlı askeri ve siyasetçi

Fuat Balkan

Ünlü komitacı

Eyüplü Hüsamettin Ertürk

Süvari binbaşı

Hüsrev Sami Kızıldoğan

Manastırlı

Topçu Yüzbaşı İhsan

Osmanlı askeri ve siyasetçi

Kuşçubaşı Selim Sami

Türkistan’daki Teşkîlât-ı Mahsûsa harekatının idarecilerinden

Trabzonlu Rıza

Kolağası

İsmail Canpolat

Balkan Savaşı’nda Teşkîlât-ı Mahsûsa üyelerinden

Edremitli Necati Bey

TBMM üyesi

Ali Rıza

Yüzbaşı Kırklarelili

Üsküdarlı Muhtar

Yüzbaşı

Dağıstanlı Nuri

İstiklal Savaşı paşalarından

Tevfik

Çerkez Ethem’in kardeşi

Eğinli Hasan Rıza

Osmanlı askeri ve siyasetçi

Talip Bey

Meclis-i Mebusan Bursa Mebusu

Giritli Ruşeni

TBMM üyesi Yüzbaşı

Hoca Abbas

Fas’ta Ticani Hücresi Reisi

Şerif Burgiba

Tunus Devlet Başkanı Habib Burgiba’nın babası

İbnü’r-Reşit

Arabistan’ın ünlü şeyhlerinden

Mehmet Akif Ersoy

İstiklal Marşı Şairi

Mustafa Kemal Paşa

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mareşal

Devlet-i Aliyye-i Osmaniye

Osmanlı İmparatorluğu veya Osmanlı Devleti, Oğuz Türklerinden Osman Gazi’nin kurduğu Osmanlı Hanedanı’nın hükümranlığında varlığını sürdürmüş çok uluslu Sünni Müslüman devlet.

Devlet-i Aliyye-i Osmaniye Bayrağı
Devlet-i Aliyye-i Osmaniye Bayrağı

Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ne anlama gelmektedir?

Bayrak’da Yazıt Anlamı: Osmanlı İmparatorluğu, Yüce Osmanlı Devleti.

Devlet-i Aliyye ne demektir?

Osmanlı Devleti’nin resmi isim olarak kullanılmadığını, devletin resmi isminin asırlar boyunca “Devlet-i Aliyye” yani “Büyük Devlet” olduğunu yazdı. “Osmanlı Devleti’nin resmî adı ‘Devlet-i Aliyye’dir”

Devlet-i Ebed-Müddet ne demek?

“Devlet-i Ebed-Müddet” sözü özetle bu şuuru anlatır. Türkler bir olmak anlamına gelen Devletin sonsuza kadar sürmesini dilemişler ve tarih boyunca kurulan her Türk devleti kendinden öncekinin devamı olarak görmüştür kendisini… Bu devamlar kesintisiz, aralıksız bir tarihin kadrosudur.

Osmanlı devletinin ismi nedir? Ottoman hangi dil?

Osmanlı İmparatorluğu’nun resmî adı “Osmanlı” değil, “Devlet-i Aliyye” idi ve batı dünyasında “Türkiye” denirdi!
İngilizce Ottoman kelimesinin İtalyanca karşılığı.

Osmanlı imparatorluğu ne zaman kuruldu?

Osman Bey’in 1299 yılında kurduğu Osmanlı Devleti, kuruluşundan yüzyıllar sonra imparatorluk haline geldi. Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden kısa bir süre sonra Osmanlı İmparatorluğu 1922 yılında yıkıldı ve 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

Osmanlı devletinin ilk kurulduğu yer neresidir?

Devletin kurucusu ve Osmanlı Hanedanı’nın atası olan Osman Gazi, Oğuz Türklerindendi. Devlet, Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde kurulmuştur. Osmanlı Devleti’nin bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması yaygın kabule göre 1299 yılında oldu.

Osmanlı Devleti ne kadar hüküm sürdü?

Osmanlı İmparatorluğu, yükselişinin zirvesindeyken üç kıtaya yayılmıştı ve çok çeşitli kültürleri, dinleri ve dilleri içinde barındırıyordu. imparatorluk, bu farklılıklara rağmen 1299-1922 yılları arasında 623 yıl boyunca hüküm sürdü.

Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye Tezkiresi ne demektir?

Osmanlıca çizgili kağıda basılan ilk nüfus belgeleri, tek yapraktı. Cumhuriyet’in kurulmasıyla 1927 yılındaki ilk nüfus sayımının ardından belgeler, 1928 yılında Osmanlıca ve 32 sayfa şeklinde oldu. “Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye Tezkiresi”, söz konusu yıl yapılan değişiklikle “Hüviyet Cüzdanı” adını aldı.

Osmanlı ilk kimlik ne zaman verildi?

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde ilk kez nüfus cüzdanı olarak kabul edilen resmi belge, 1882 yılında düzenlendi. ‘Aliye-i Osmaniye Tezkeresi’ adıyla düzenlenen ilk nüfus belgesi, 24×34 santim ebadında tek yaprak çizgili kağıda Osmanlıca yazılı olarak hazırlandı.

Osmanlı padişahları sırasıyla kimlerdir?

Osmanlı İmparatorluğu 36 padişahı ile 6 yüzyıl var oldu.
Osmanlı padişahları listesi…

Kuruluş devri;
1- I. Osman
(1300-1324) (Osman Gazi) 24 yıl
2- Orhan (1324-1360) (Orhan Gazi) 36 yıl
3- I. Murat Hüdavendigâr (1360-1389) 29 yıl
4- Yıldırım Beyazıt (1389-1402) 13 yıl

Fetret devri;
(1402-1413). Yıldırım’ın oğulları arasındaki kavgada I. Mehmet Çelebi diğerlerine üstün geldi. Yenilen oğulları padişahtan sayılmaz ama bir süre hüküm sürmüşlerdir. Süleyman Çelebi 7 yıl 10 ay hükümranlığı sürdü. Musa Çelebi Rumeli’de 3 yıl 6 ay hükmetti. Mustafa Çelebi
5- Mehmet Çelebi (1413-1421) 8 yıl.
6- II. Murat (1421-1451) Tahta iki kez çıkmıştır. 1421-1444 arası birinci dönem 23 yıl. Sonra 2 yıl oğlu Fatih Sultan Mehmet. 30 yıl. 1446-1451 arası ikinci dönem 5 yıl.

Yükselme devri;
7- Fatih Sultan Mehmet
(1444-1481) Tahta iki kez çıkmıştır. 1444-1446 yıllarında birinci dönem 2 yıl. Daha sonra yine babası II. Murat. 1451-1481 arası ikinci dönem 30 yıl. Fatih Camii onun adına yapıldı.
8- II..Beyazıt (1481-1512) 31 yıl 31 yıl.
9- Yavuz Sultan Selim (I. Selim) (1512-1520) 8 yıl.
10- Kanuni Sultan Süleyman (I. Süleyman) (1520-1566) 46 yıl. İstanbul Süleymaniye Camii onun adına yapıldı.

Duraklama devri;
Kanuni zamanında birinci Viyana kuşatmasından sonra duraklama devrine girildi.
11- II. Selim (1566-1574) 8 yıl. Edirne Selimiye Camii onun adına yapıldı.
12- III. Murat (1574-1595) 21 yıl.
13- III. Mehmet (1595-1603) 8 yıl.
14- I. Ahmet (1603-1617) 14 yıl. Sultanahmet Camii onun adına yapıldı.
15- I. Mustafa (1617-1618) (Deli Mustafa) Tahta iki kez çıkmıştır. III: Mehmet’in oğlu. 1622-1623 ikinci dönemidir. Akli dengesi yerinde değildi. Toplam 2 yıl padişahlık yaptı.
16- II. Osman (1617-1622) (Genç Osman) 5 yıl. I. Ahmet’in oğlu. Öldürülen ilk padişah.
17- IV. Murat (1623-1640) 17 yıl. I. Ahmet’in oğlu. Çocuk yaşta padişah oldu.
18- I. İbrahim (1640-1648) (Deli İbrahim) 8 yıl. I. Ahmet’in oğlu. 19- IV. Mehmet (1648-1687) (Avcı Mehmet) 39 yıl. I. İbrahim’in oğlu.
20- II. Süleyman (1687-1691) 4 yıl. I. İbrahim’in oğlu.
21- II. Ahmet (1691-1695) 4 yıl. I. İbrahim’in oğlu.
22- II. Mustafa (1695-1703) 8 yıl. Babası IV. Mehmet.

Gerileme devri;
II. Mustafa zamanında 1699 Karlofça Antlaşması ile gerileme devri başladı.
23- III. Ahmet (1703-1730) 27 yıl. Babası IV. Mehmet, Lale Devri
24- I. Mahmut (1730-1754) 24 yıl. Babası II. Mustafa
25- III. Osman (1754-1757) 4 yıl. Babası II. Mustafa
26- III. Mustafa (1757-1774) 17 yıl. Babası III. Ahmet
27- I. Abdülhamit (1774-1789) 15 yıl. Babası III. Ahmet
28- III. Selim (1789-1807) 8 yıl. Babası III.Mustafa, Nizam-ı Cedid Ordusu’nun kuruluşu
29- IV. Mustafa (1807-1808) 1 yıl. Babası I. Abdülhamit
30- II. .Mahmut (1808-1839) 31 yıl. Babası I. Abdülhamit, 1826 Vaka-yı Hayriye, Yeniçeri Ocağının kaldırılması.

1839 Tanzimat Fermanı;
31- Abdülmecit
(1839-1861) 22 yıl. Babası II. Mahmut
32- Abdülaziz (1861-1871) 10 yıl. Babası II. Mahmut
33- V. Murat (1876) 3 ay. Babası Abdülmecid. Padişah olmak istemiyordu. Padişah iken aklını yitirdi.
34- II. Abdülhamit (1876-1909) 33 yıl. Babası Abdülmecid. Birinci Meşrutiyet, Plevne Savaşı, İstibdad dönemi, İkinci Meşrutiyet, İttihad ve Terakki dönemi,
35- V. Mehmet Reşat (1909-1918) 9 yıl. Babası Abdülmecid. 1. Dünya Savaşı, İşgal dönemi ve yıkılış
36- VI. Mehmet Vahdettin (1918-1922) 4 yıl.

Osmanlı Devleti en geniş sınırlara hangi padişah döneminde başlamıştır?

Osmanlı imparatorluğu döneminde bir çok padişah ülkeyi yönetmiştir. Bir çoğuda genel olarak başarılı olmuştur.
4800 km2 lik bir toprakta başlayan Osmanlı İmparatorluğu 19.902.000 Km2 civarında büyüklüğe ulaşmıştır.
Türkiye’nin yüz ölçümü 783.000 km2 kara olduğu düşünülürse neredeyse Türkiye yüz ölçümünün 25 katına eşit bir büyüklüğe ulaşmıştır.
Dünya tarihinde en büyük yüz ölçüme sahip imparatorluktur. Dünyanın 159.000.000 Km2 olduğu düşünüldüğünde
Osmanlı İmparatorluğuna en çok toprak katan Padişah ise Yavuz Sultan Selim’dir.
Yavuz Sultan Selim yüz ölçümü olarak Osmanlı topraklarını neredeyse 2.5 kat arttırmıştır. 2.375.000 Km2 den 6.557.000 km2 ye çıkarmıştır.
Fakat Osmanlı imparatorluğuna en çok yüz ölçümü olarak büyüten Padişah ise Kanuni Sultan Süleyman’dır.
Kanuni Sultan Süleyman 6.557.000 k2 lik Osmanlı İmparatorluğunu 14.983.000 km2 ye çıkarmıştır ve Osmanlı İmparatorluğuna en fazla toprağı kazandıran padişah olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğunun temelleri Ertuğrul Gazi dönemi (Osmanlı Beylik iken) 4.800 km2 idi.

1299 Yılında Osmanlı İmparatorluğu Kurulduğunda 5.631 km2 civarında idi.

Osman Gazi dönemi sonunda(1326) Osmanlı İmparatorluğu 16.000 km2 civarlarına çıktı.

Murat Hüdavendigar dönemi (1451) 880.000 km2 ile aslında bir Türkiye yüz ölçümü kadar alana hakimiyet sağladı.
Aslında Muhteşem Dönem şimdi başlıyordu Fatih Sultan Mehmet dönemi sonunda (1481) 2.214.000 km2 ile Osmanlı artık durdurulamaz bir İmparatorluk haline geliyordu.

II.Beyazıt Dönemi Sonu(1512) 2.375.000 km2 ile sınırlarını korudu.

Yavuz Sultan Selim dönemi sonunda (1520) 6.557.000 km2 bir yüz ölçüme sahip oldu. Ve Osmanlı Topraklarını yüz ölçümü olarak en çok katlayan padişah olmuştur.

Kanuni Sultan Süleyman dönemi sonu(1566) 14.983.000 km2 ile Osmanlı İmparatorluğu yönetilmesi zor ama Tüm dünyanın korktuğu bir imparatorluk haline gelmiştir.
Toprakları Yavuz Sultan Dönemine göre neredeyse 2.2 kat arttı.

II.Selim Dönemi sonu(1574) 15.162.000 km2 ile büyümeye devam etti.

III.Murat Dönemi sonu(1595) 19.902.000 km2 ile Osmanlının en geniş toprak bütünlüğü oldu dönem olmuştur.

Ters Bayrak veya Ters Hilal; Biz Türklerin savaş zamanlarında açtığı üzerinde uğruna yemin ederek öldüğümüz Allah, Namus, Vatan ve Birlik yazan görkemli, ulu, aziz, ihtişamlı Türk Bayrağı çeşididir.

Ters Bayrak, Türk Bayrağı, Ay Yıldız
Ters Bayrak, Türk Bayrağı, Ay Yıldız