Anadolu Selçuklu Devleti (1077-1308)

Kutalmışoğlu Süleymanşâh Devri (1077-1086)

Melikşâh tarafından Anadolu’nun fethine memur edilen Süleymanşâh kısa zamanda İznik’e kadar bütün Anadolu’yu ele geçirerek 1077 tarihinde devletini kurdu. Rey’deki Büyük Selçuklu Sultanı’na bağlı olarak Anadolu’ya hâkim olan Süleymanşâh Bizans’ın içindeki durumundan faydalanmak suretiyle sık sık Bizans’ın içişlerine karışmaya, taht kavgalarında politikası icabı bazı imparatorlara destek olmaya başladı.
Bu arada kardeşi Mansur’un isyanını Sultan Melikşâh’ın Emîr Porsuk komutasında gönderdiği kuvvetin de yardımıyla yendi. 1085 yılında ani bir baskınla Antakya Kalesi’ni aldı. Ancak Antakya’nın fethi, Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş’la arasının açılmasına sebep oldu. Sultan Tutuş ve müttefiki Artuk Bey, Süleymanşâh’ı Halep yakınlarında yendiler. Süleymanşâh üzüntüsünden intihar etti (1086).

Süleymanşâh, Antakya seferine çıkarken idareyi İznik’te komutanlarından Ebu’l-Kasım’a bırakmıştı.
Süleymanşâh’ın ölümünden sonra Ebu’l-Kasım’ın bağımsız hareketlerinden şüphelenen Melikşâh, Porsuk ve Emîr Bozan komutasında Anadolu’ya birlikle gönderdi. Affını istedi ise de Bozan tarafından öldürüldü (1092). Aynı tarihlerde Sultan Melikşâh’ın ölümü üzerine serbest bırakılan Süleymanşâh’ın oğlu Kılıç Arslan Anadolu’ya gelerek babasının mirasına sahip oldu (1092).

I. Kılıç Arslan (1092-1107)

Kılıç Arslan, Ege’de oldukça kuvvetlene Çakan Bey (Çaka Bey)’i ortadan kaldırdıktan (1097) sonra Malatya’ya giderek burasını kuşattı. Ancak bu sırada büyük Haçlı ordusunun Anadolu’ya ayak bastığını duyarak İznik önlerine geldiyse de sayıca üstün Haçlılar karşısında Anadolu’ya çekildi. Eskişehir önlerinde tekrar şansını deneyen Kılıç Arslan, Haçlı ordusunu Antakya’ya ulaşıncaya kadar gerilla savaşlarıyla rahatsız etti.
Haçlılar büyük zayiat vermelerine rağmen boydan boya Anadolu’yu geçerek Antakya, Kudüs ve Urfa taraflarını alıp buralarda krallık, kontluk, prenskepslik kurdular. Bu arada Haçlılar’ın arkasından gelen Bizanslılar da Batı Anadolu, Karadeniz ve Akdeniz sahil kesimini tekrar kontrollerine almayı başarmışlardı.

Elinde yalnızca İç Anadolu kalan Sultan I. Kılıç Arslan başkenti Konya’ya getirdi. Daha sonra Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bazı şehirler üzerine yürüdü. Bu yüzden Musul Atabeki ÇavlıArtuklu İl-Gazi ve Suriye Meliki Rıdvan Kılıç Arslan’ın üzerine yürüdüler. Suriye’de Habur Suyu kenarında yapılan savaşı kaybeden Kılıç Arslan Habur’u geçerken boğuldu (1107). Yerine oğlu Mes’ud geçtiyse de diğer kardeşi Şehinşâh O’nu tanımadı. Taht kavgası 1116’ya kadar sürdü.

Sultan I. Mes’ud (1116-1155)

Sultan Mes’ud başlangıçta Dânişmendli Ahmed Gazi’nin egemenliğini tanımak zorunda kalmıştı. Ancak O’nun ölümünden sonra (1134) bağımsız hareket etmeye başladı. Anadolu’daki Selçuklu hâkimiyetini yeniden kurmaya çalıştı. Ancak yeniden başlayan Haçlı Seferi (II. Haçlı Seferi), bu projesini önledi. III. Konrad idaresinden Alman kuvvetlerini Ceyhan önünde 1147 tarihinde bozguna uğratan Sultan Mes’ud, VII. Lui idaresindeki Fransız ordusunu da önce Yalvaç, daha sonra Batı Toroslar’da Kazkbeli’nde yenerek büyük bir zafer kazandı. Ermeniler’in hâkim olduğu Maraş-Elbistan taraflarını da ele geçiren Sultan Mes’ud bir ara
Konya’ya kadar gelen Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’u da durdurmayı başarmıştı. Ölümünden sonra yerine oğlu Sultan II. Kılıç Arslan geçti

Sultan II. Kılıç Arslan (1155-1192)

Sultan Kılıç Arslan saltanatının ilk yıllarında kardeşleri, Dânişmendli Yağıbasan ve Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’la uğraştı. Bizans’ın batıdaki meşguliyetinden faydalanarak Anadolu’da birliği sağladı. En büyük rakibi Nureddin Mahmud Zengî’nin de ölümü (1174) üzerine Batı Anadolu ve Marmara dışında bütün Anadolu’ya sahip oldu. Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, Kılıç Arslan tehlikesini ortadan kaldırabilmek amacıyla
büyük orduyla hareket geçti. Sultan II. Kılıç Arslan, Bizans ordusunu, Bizanslı ve Avrupalı tarihçileri “Miryekefalon” felâketi olarak nitelendirdikleri savaşta Yalvaç-Karamıkbeli’nde ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu büyük zafer Anadolu’nun Türkleşmesinde büyük önem taşır. Bu tarihten itibaren artık Bizans Türkler’e karşı bir saldırı politikası takip edemeyecektir. Bu zaferle Batı Anadolu ve Eskişehir ilerisindeki bölgeler Türk fethine açılmıştır. Türk orduları kısa zamanda Ege Denizi’ne kadar olan bölgede sayısız şehirleri ele geçirdiler.

Sultan Kılıç Arslan saltanatının sonlarına doğru ülkesini eski Türk geleneklerine uyarak 11 oğlu arasında paylaştırdı. Ancak oğulları arasında şiddetli mücadeleler başladı. Bu sırada III. Haçlı Seferi başlamış ve Frederick Barbarossa büyük bir ordu ile Anadolu’ya girmiştir. Ancak Silifke Çayı’nda Alman İmparatoru’nun ölümü, Anadolu Türklüğü’nü yeni bir felaketten kurtarmış oldu. Ülke taht kavgası içinde iken Kılıç Arslan öldü (1192).

I. Gıyaseddin Keyhüsrev (1192-1211)

Babasının yerine tahta çıkan I. Gıyaseddin Keyhüsrev, kardeşi Süleymanşâh’ın baskısı üzerine Bizans’a giderek yardım almayı amaçlıyordu. Ancak istediği yardımı alamadı. Bu sırada IV. Haçlı Seferi sonunda Lâtinler İstanbul’u ele geçirmişlerdi. I. Gıyaseddin Keyhüsrev de böylece Anadolu’ya geçti. Aynı tarihlerde kardeşinin de ölümü üzerine Selçuklu emîrleri tahta davet ettiler. Saltanatı zamanında Pontus (Trabzon) Rum Devleti İmparatoru III. Aleksios’u yendi, 1207 yılında Antalya’yı aldı. Ermeni Kralı II. Leon’u yendi. Eyyûbîler’in Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yayılmalarını önledi. İznik Rum İmparatoru Laskaris’le yaptığı Alaşehir Savaşı’nda şehit düştü (1211).

I. İzzeddin Keykâvus (1211-1220)

Devrin en önemli olayı 1214 tarihinde Sinop’un zaptıdır. İzzeddin Keykâvus, Anadolu’daki Selçuklu hâkimiyetini pekiştirmiştir.

I. Alâaddin Keykûbâd (1220-1237)

Kardeşinin ölümü üzerine tahta çıkan Alâaddin Keykûbâd, Anadolu Selçuklu Sultanları’nın en büyüklerinden birisidir. Anadolu’da Türk birliğini büyük ölçüde gerçekleştiren Sultan Alâaddin Keykûbâd Antalya yakınlarındaki Kolonoros Kalesi’ni alarak burasına kendi adını verdi (Alâiye, daha sonra Alanya). Kırım’daki önemli bir ticaret merkezi olan Suğdak üzerine, Sinop’taki tersanelerde yaptırılan gemilerle bir donanma gönderen Sultan Alâaddin Keukûbâd, burayı ele geçirdi. Kıpçak ülkesi Sultan’ın egemenliğini tanıdı (1226). Ermeni Kralı vergiye bağlandı. Cengiz Han ordularının önünden kaçarak Anadolu’ya gelen Harezmşah Celâleddin’in Anadolu’yu ele geçirme emeli karşısında onunla savaşa tutuşarak, 1230 tarihinde Yassıçemen Savaşı’nda yendi. Kaçan Harezmşah Celâleddin Van civarında öldürüldü. Doğu sınırlarını emniyet altına almak için, kaleleri tamir ettirdi. Asker ve mühimmat bakımından takviye etti. Doğuda büyük bir müdafaa zinciri oluşturdu. Ayrıca Moğol Hakanı Ögedey’e elçi göndererek antlaşma yaptı. Böylece Moğollar’ın tecavüzünden Anadolu’yu korumuş oldu. 1237 yılında zehirlenerek öldü.

II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246)

II. Gıyaseddin yetesiz bir hükümdardı. Başlangıçta komutanlarından Saadeddin Köpek’in tesirinde kalarak birçok hatalar yaptı. Bunlardan biri Harezm Beyleri’nden ve Selçuklu hizmetine girmiş olan Kayır Han’ın öldürülmesidir.
Bu olay Harezm birliklerinin isyanına sebep olduğu gibi devleti uzun zaman uğraştırdı. Daha sonra Saadeddin Köpek’i öldürttüyse de arkadan patlayan Baba İshak İsyanı (1239) devleti çok sarstı. Anadolu’daki olayları dikkatli bir şekilde takip eden Moğollar’ın Azerbaycan Valisi Baycu Noyan, Anadolu’ya girerek Selçuklu ordusunu 1243 Temmuzunda Kösedağ denilen yerde ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaş Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasına sebep oldu.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin Yıkılması

II. Gıyaseddin Keyhüsrev’den sonra işbaşına geçen hükümdarlar beylerin, komutanların elinde birer oyuncaktan farksızdı. 1256 yılında Anadolu’da büyük katliâmlar yapan Moğollar’la Vezir Muinüddin Süleyman Pervane anlaşarak devleti Kızılırmak sınır olmak üzere ikiye ayırdı. 1261 yılında Moğol zulmüne karşı Karamanoğulları ayaklandılar. 1276 tarihinde Hatiroğulları gene Moğollar’a karşı ayaklandı ancak başarılı olamadı.
Bu hareketi destekleyen Mısır Türk Memlûk Sultanı Baybars Kayseri’ye kadar geldiyse de Anadolu’dan istediği yardımı göremedi. 1277 yılında Karamanoğlu Mehmed Bey, Selçuklu şehzâdesi Alâaddin Siyavuş’u Konya’da tahta çıkarmak üzere hareket ettiyse de başaramadı. Bu olay tarihlerde “Cimri Olayı” olarak nitelendirilmektedir.

XIII. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu’da Türkmen Beylikleri birer bire bağımsızlıklarını ilân etmeye başladılar.

Kaynak:

Cahen, Claude; Pre-Ottoman Turkey, A General Survey of the Material and Spiritual Culture and History C. 1071-1330, İng. J. Jones Williams, London 1968, p. XXII + 458.

Çay, Abdulhalûk Mehmet; Anadolu’nun Türkleşmesinde Dönüm Noktası, Sultan II. Kılıç Arslan Ve Karamıkbeli (Myriokefalon) Zaferi, İstanbul 1984, s. 162.

İbn-i Bibi (El-Hüseyn b. Muhammed b. Ali el-Caferi er-Rugedi); El-Evâmirü’l-Alaiye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iyye (Selçuk Name) C.I, Çev. Mürsel Öztürk, Ankara 1996, s. 468.

İbn-i Bibi (El-Hüseyn b. Muhammed b. Ali el-Caferi er-Rugedi); El-Evâmirü’l-Alaiye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iyye (Selçuk Name) C.II, Çev. Mürsel Öztürk, Ankara 1996, s. 262.

Turan, Osman; Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1971, s. 752 + 1 Ek.

Turan, Osman; Selçuklular Tarihi Ve Türk-İslâm Medeniyeti, Ankara 1965, s. 448.

Uyumaz, Emine; Sultan I. Alâeddin Keykubad Devri Türkiye Selçuklu Devleti Siyasî Tarihi (1220-1237), Ankara 2003, s. VII + 130 + 24 Ek.

[wpfd_single_file id=”3807″ catid=”281″ name=”Fatih Sultan Mehmet Görselleri”]

Fatih Sultan Mehmed Han, Osmanlı İmparatorluğu’nun yedinci padişahı.

Tarihî kaynaklarda ismi, Mehmed isimli diğer padişahlarınki gibi, Muhammed şeklinde geçer.

İlk olarak 1444-46 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451’den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü.

II. Mehmed, 21 yaşında İstanbul’u fethederek 1480 yıllık Roma İmparatorluğu’na son verdi

ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ’ın sonu Yeni Çağ’ın başlangıcı olarak kabul edildi.

Fetih’ten sonra Fethin Babası anlamına gelen “Ebû’l-Feth” Osmanlı Türkçesi ile ابو الفتح, daha sonraki dönemlerde ise

“Çağ Açan Hükümdar” ve “Kayser-i Rûm” (Roma İmparatoru, Osmanlı Türkçesi: قیصر روم) unvanları ile anıldı.

Fatih, İslam peygamberi Muhammed’in “Konstantiniyye elbet fetholunacaktır.

Onu fethedecek komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.

” hadisine nâil olduğu için günümüzde Türkiye ve İslam dünyasının geniş bir kesiminde “Kahraman” olarak kabul edilmektedir.

Fatih Sultan Mehmed Sultanü’l-Berreyn ve Hakanü’l-Bahreyn (İki karanın ve iki denizin Hükümdarı) olarak tanınırdı.

Fatih Sultan Mehmet Sözleri;

İnsan Allah’ı tanıdığı kadar insandır.

Hey gâziler! Yürümek gerek. Niçin duralım?

Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim.

Baykuştan pervâmız yok, biz şahinler sürüsüyüz.

Baykuştan korkumuz yok! Biz ki, şahinler sürüsü.

Baykuştan korkumuz yok! biz ki, şahinler sürüsü.

Düşmanı tanımak, tehlikeyi bertaraf etmek demektir.

Hristiyan diyarı kılıç ve kalkanlarını kaybettiler.

İmkanın sınırını görmek için imkansızı denemek lazım.

Biz toprakları değil, gönülleri fethetmeye gidiyoruz.

Biz toprakları değil gönülleri feth etmeye gidiyoruz.

Savaş herkesle, barış ancak onurlu insanlarla yapılır.

Zaferin sırrı Hazreti Peygamber’in izini takip etmektir.

Kartal yavrularını korumak için ne güzel bir yuva yapmış.

Ey Konstantiniye! Ya sen beni alırsın, ya ben seni alırım!

Hekimler bana neden kıydınız. ( Zehirlendiğini Öğrendiğinde)

Yerinde söz söylemesini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz.

Bir gece ansızın gelir krallığınızı imparatorluğuma katarım.

Allah bu milleti elli yıldan fazla rahata koymasın, alıştırmasın.

Gökteki güneş nasıl tekse, dünyada da tek devlet, tek din olmalı.

Benim kudretimin ulaştığı yerlere onların hayalleri bile ulaşamaz.

Kanımla yükselecekse, Hz. Muhammed’in dini, alın kılıçla doğrayın beni.

Sizlere tutsakları ve hazineleri bıraktım, ama anıtlar yalnız bana aittir.

Galata’yı gören, gönlünü cennetin en gizemli bahçesi Kevser’e bile bağlamaz.

İstanbul’da edindiğim yerleri, ecnebilere satanlar Allah’ın gazabına uğrasınlar.

Eğer kanım ile yükselecekse hz.muhammed’in dini; durmayın kılıçlar doğrayın beni.

Sırrıma sakalımın bir tek telinin vakıf olduğunu bilsem, sakalımı kökünden keserim.

İmparatoruna söyle, benim kudretimin ulaştığı yere onların hayalleri bile ulaşamaz!

İstanbul’u niçin fethettiklerini sorduklarında önce o benim gönlümü fethettiği için

Onlar boğazı zincirleyecek kadar zekiyse, biz de Fatih Sultan Mehmet Sözleri gemileri karadan yürütecek kadar deliyiz.

Kimsesiz bir kimse yok herkesin var kimsesi, Kimsesiz kaldım medet ey kimsesizler kimsesi.

Hakiki sanat muhteşem bir şehir vücuda getirmek ve halkının kalbini saadetle doldurmaktır.

İstanbulun Fethi Sözleri;

Bu sayfamızda İstanbul’un Fethi Sözleri ve İstanbul’un Fethi ile ilgili Sözler ve İstanbulun Fethi i

Evet, padişah benim. Ancak siz yine de çiçekleri ona veriniz. Çünkü kendisi benim hocamdır.

Kayserlerin sarayına örümcekler ağlarını örmüşler, Efrasiyab’ın kulelerinde bir baykuş ötüyor.

Eğer kanım İle yücelecekse Hz. Muhammed’in (s.A.V) dini; durmayın ey kılıçlar ! Doğrayın beni!

Düşmandan yüz çevirmek korkaklıktır. Benim ikbalim yücedir. Talihsizlik ise düşmanın nasibidir.

Mozaiklerin üzerini alçıyla örtün ki, müminler rahatsız olmasın! Fakat bu şaheseri parçalamayın.

Bu gayr-i menkulatımdan elde olunacak nemalarla istanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim.

Agamemnon Truva’yı zaptettiğinde onu meşhur edecek bir Homeros vardı. Benim ise bir Homeros’um yok.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek yaşattığınız yılanların, bir sonraki hedefi siz olursunuz.

Hayatım boyunca Allah’ın emirlerinden dışarı çıkmadım. Allah’ın rızasını kazanmak için uğraştım. Tek gayem bu idi.

Ben dahi kabul ettim ki, Galatalıların ayinleri ve erkânları ne vechile olageldiyse, yine aynı üslûpla devam etsin.

Din ile imanın akıl ve anlayışını sıkı tutmak gerekir. Yoksa ey Müslümanlar, o kiliseyi gören olabilir kâfir hemen!

Yunanlıların dehası mülkünü ganimet olarak eline geçiren Turahan’ın oğluna din ve devlet ne kadar şükran borçludur.

Dünya devleti ebedi değildir. Fani cihanda hiç kimse de ölümsüz değildir.

İnsanların dünyada nefesleri sayılıdır ve ölümsüzlük kapısı kapalıdır.

İmparatorunuza söyleyin, şimdiki Osmanlı padişahı öncekilere benzemez.

Bizim gücümüzün ulaştığı yerlere, sizin imparatorunuzun hayalleri bile ulaşamaz.

Beyine söyle, bu tavuklar nasıl ki bir çuval darıyı anında yedilerse, yeniçerilerim de savaşmaya değil,

keçi otlatmaya alışık olan adamlarına böyle davranacaklardır. Şeyhim akşemseddin hazretleri ile beraber yaptığım

zikrin lezzetine dünyaları bile değişmem. Eğer şeyhim izin verseydi zikir yolunu tercih eder, saltanatı terk ederdim.

Ana, biz İslamiyetin kılıcını elimizde tutarız.

Ancak bunca zahmet karşılığında gazi unvanını elde edemeden ölürsem Allah ve Peygamber’in katında yüzlerine nasıl bakarım?

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi. Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi.

Saltanat dedikleri bir cihân kavgasıdır. Olmaya baht ü saadet dünyada vahdet gibi.

Ceneviz tüccarları serbestçe gezip ticaret yapabilirler. Yeniçeri ordusuna katılmak üzere, çocuklarını almayacağız.

Dinimizi kabul etmeyenlere karşı asla cebir kullanmayacağız.

Eğer padişah siz iseniz, devletimizin bu zor gününde ordumuzun başında olmamanız törelerimize uymaz.

Yok, eğer padişah ben isem, size emrediyorum, geliniz ve derhal ordularımın başına geçiniz!

İtalyanlarla aynı kökten olduğumuz ve onlar gibi, Rumlardan, Hektor’un kanının intikamını almaya hakkım olduğu halde,

İtalyanların bana düşmanca davranmalarına ve Rumları bana karşı kışkırtmalarına hayret ediyorum.

Kent benimdir, lakin tutsakları ve ganimetleri size bağışlıyorum. Ülkemin sancakları pek çoktur.

Konstantiniyye surlarına çıkacak yiğite en zengin, en güzel eyaletlerin beyliğini vereceğim ve hayal edemeyeceği kadar çok ihsana boğacağım.

Ben ki istanbul fatihi abd-i aciz fatih sultan mehmed, bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım

İstanbul’un taşlık mevkiinde kain ma’lumu’l-hudud olan 136 bab dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakf-i sahih eylerim. Şöyle ki.

Mahmud! Gemilerini tez donat. Uzakta yakında hiçbir limanda gemi kalmasın ki Ağrıboz gazasına giderim.

Hepsi hazır olsun. Sana haber gönderince seninle birlikte yürüsünler.

Çok iyi düşün ki, Ağrıboz’un fethi ne suretle olur ve ne gerektirir, onları tamam hazır et.

Külliyemde inşa ettirmiş olduğum imarethanede şehit askerlerimizin aileleri ve şehrin fukaraları yemek yiyeceklerdir.

Yemek yemeye ve almaya teşrif etmeyen olursa, görevli zatlar yemekleri hava aydınlanmadan,

kimsenin sokaklarda olmadığı zamanlarda, kapalı kaplarla evlerine götüreceklerdir.

Allah beni bu şehrin halkının müttefiki olarak bu zamana kadar sakladı.

Biz bu şehrin düşmanlarına galip geldik ve onların vatanlarını aldık. Burayı makedonyalılar taşelyalılar ve moralılar almışlardı.

Biz bunların bizlere karşı kötü davranışlarının intikamını yıllar geçmesine rağmen torunlarından aldık.

Beni hor gördüğünüz ve imzalanmış antlaşmalara aldırmadığınız ortadayken, yıllık on bin altın haraç ödemeye nasıl söz verebiliyorsunuz?

Şimdi size iki seçenek veriyorum. Hangisini isterseniz seçin:

Gereken haracı ödersiniz, ki o zaman aramızda barış olur ya da hemen çeker gider ve ülkenizi bana bırakırsınız!

On cerrah, on hatip, üç de hasta bakıcı atadım. Ayın muayen günlerinde

Konstantiniyye’yi (İstanbul) gezecekler, istisnasız her kapıyı çalacaklar ve içerde hasta olup olmadığını sual edecekler,

hasta bulunduğu vakit şifa bulmalarını sağlayacaklar. Durumları önem teşkil etmekteyse hiçbir masraf ettirmeyip darüşşifaya kaldırıp tedavi ettirecekler.

Ayrılıp gitmem mümkün değildir. Ya ben şehri alırım ya da şehir ölü yahut diri beni alır.

Eğer imparator ayrılıp gitmek isterse kendisine Mora’yı bırakırım, dostluk antlaşması yaparım, oradaki karındaşına başka bir sancağı veririm.

Ama şehire barışla girmezsem, www.savaşla girersem o zaman onu ve bütün soylu, ileri gelenleri ölümle cezalandırırım,

geri kalan halkı köle olarak askerlerime dağıtırım. Bana ıssız da kalsa şehir yeter.

Bunlar ki, ellerinde bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür kulu olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler.

Bu sokaklara tükürenlerin tükrükleri üzerine bu tozu dökeler ki yevmiye yirmiser akçe alsınlar;

maazallah herhangi bir gıda maddesi buhranı da vaki olabilir. Böyle bir hal karşısında bırakmış olduğum 100 silah ehl-i erbaba verile.

Bunlar ki hayvanat-ı vahşiyyenin yumurtada veya yavruda olmadığı sıralarda balkanlara çıkıp avlanalar ki zinhar hastalarımızı gıdasız bırakmayalar.

İşte bu benim Ayasofya vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse,

bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya faşik bir teville veya herhangi bir dalavereyle

Ayasofya camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, fürüuna itiraz eder

ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar,

camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler

veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.

Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse, allah’ın, peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti

onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, hasr gününde yüzlerine bakılmasın.

Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır.

Allah’ın azabı onlaradır. Allah işitendir, bilendir