Anadolu Selçuklu Devleti (1077-1308)

Kutalmışoğlu Süleymanşâh Devri (1077-1086)

Melikşâh tarafından Anadolu’nun fethine memur edilen Süleymanşâh kısa zamanda İznik’e kadar bütün Anadolu’yu ele geçirerek 1077 tarihinde devletini kurdu. Rey’deki Büyük Selçuklu Sultanı’na bağlı olarak Anadolu’ya hâkim olan Süleymanşâh Bizans’ın içindeki durumundan faydalanmak suretiyle sık sık Bizans’ın içişlerine karışmaya, taht kavgalarında politikası icabı bazı imparatorlara destek olmaya başladı.
Bu arada kardeşi Mansur’un isyanını Sultan Melikşâh’ın Emîr Porsuk komutasında gönderdiği kuvvetin de yardımıyla yendi. 1085 yılında ani bir baskınla Antakya Kalesi’ni aldı. Ancak Antakya’nın fethi, Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş’la arasının açılmasına sebep oldu. Sultan Tutuş ve müttefiki Artuk Bey, Süleymanşâh’ı Halep yakınlarında yendiler. Süleymanşâh üzüntüsünden intihar etti (1086).

Süleymanşâh, Antakya seferine çıkarken idareyi İznik’te komutanlarından Ebu’l-Kasım’a bırakmıştı.
Süleymanşâh’ın ölümünden sonra Ebu’l-Kasım’ın bağımsız hareketlerinden şüphelenen Melikşâh, Porsuk ve Emîr Bozan komutasında Anadolu’ya birlikle gönderdi. Affını istedi ise de Bozan tarafından öldürüldü (1092). Aynı tarihlerde Sultan Melikşâh’ın ölümü üzerine serbest bırakılan Süleymanşâh’ın oğlu Kılıç Arslan Anadolu’ya gelerek babasının mirasına sahip oldu (1092).

I. Kılıç Arslan (1092-1107)

Kılıç Arslan, Ege’de oldukça kuvvetlene Çakan Bey (Çaka Bey)’i ortadan kaldırdıktan (1097) sonra Malatya’ya giderek burasını kuşattı. Ancak bu sırada büyük Haçlı ordusunun Anadolu’ya ayak bastığını duyarak İznik önlerine geldiyse de sayıca üstün Haçlılar karşısında Anadolu’ya çekildi. Eskişehir önlerinde tekrar şansını deneyen Kılıç Arslan, Haçlı ordusunu Antakya’ya ulaşıncaya kadar gerilla savaşlarıyla rahatsız etti.
Haçlılar büyük zayiat vermelerine rağmen boydan boya Anadolu’yu geçerek Antakya, Kudüs ve Urfa taraflarını alıp buralarda krallık, kontluk, prenskepslik kurdular. Bu arada Haçlılar’ın arkasından gelen Bizanslılar da Batı Anadolu, Karadeniz ve Akdeniz sahil kesimini tekrar kontrollerine almayı başarmışlardı.

Elinde yalnızca İç Anadolu kalan Sultan I. Kılıç Arslan başkenti Konya’ya getirdi. Daha sonra Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bazı şehirler üzerine yürüdü. Bu yüzden Musul Atabeki ÇavlıArtuklu İl-Gazi ve Suriye Meliki Rıdvan Kılıç Arslan’ın üzerine yürüdüler. Suriye’de Habur Suyu kenarında yapılan savaşı kaybeden Kılıç Arslan Habur’u geçerken boğuldu (1107). Yerine oğlu Mes’ud geçtiyse de diğer kardeşi Şehinşâh O’nu tanımadı. Taht kavgası 1116’ya kadar sürdü.

Sultan I. Mes’ud (1116-1155)

Sultan Mes’ud başlangıçta Dânişmendli Ahmed Gazi’nin egemenliğini tanımak zorunda kalmıştı. Ancak O’nun ölümünden sonra (1134) bağımsız hareket etmeye başladı. Anadolu’daki Selçuklu hâkimiyetini yeniden kurmaya çalıştı. Ancak yeniden başlayan Haçlı Seferi (II. Haçlı Seferi), bu projesini önledi. III. Konrad idaresinden Alman kuvvetlerini Ceyhan önünde 1147 tarihinde bozguna uğratan Sultan Mes’ud, VII. Lui idaresindeki Fransız ordusunu da önce Yalvaç, daha sonra Batı Toroslar’da Kazkbeli’nde yenerek büyük bir zafer kazandı. Ermeniler’in hâkim olduğu Maraş-Elbistan taraflarını da ele geçiren Sultan Mes’ud bir ara
Konya’ya kadar gelen Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’u da durdurmayı başarmıştı. Ölümünden sonra yerine oğlu Sultan II. Kılıç Arslan geçti

Sultan II. Kılıç Arslan (1155-1192)

Sultan Kılıç Arslan saltanatının ilk yıllarında kardeşleri, Dânişmendli Yağıbasan ve Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’la uğraştı. Bizans’ın batıdaki meşguliyetinden faydalanarak Anadolu’da birliği sağladı. En büyük rakibi Nureddin Mahmud Zengî’nin de ölümü (1174) üzerine Batı Anadolu ve Marmara dışında bütün Anadolu’ya sahip oldu. Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, Kılıç Arslan tehlikesini ortadan kaldırabilmek amacıyla
büyük orduyla hareket geçti. Sultan II. Kılıç Arslan, Bizans ordusunu, Bizanslı ve Avrupalı tarihçileri “Miryekefalon” felâketi olarak nitelendirdikleri savaşta Yalvaç-Karamıkbeli’nde ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu büyük zafer Anadolu’nun Türkleşmesinde büyük önem taşır. Bu tarihten itibaren artık Bizans Türkler’e karşı bir saldırı politikası takip edemeyecektir. Bu zaferle Batı Anadolu ve Eskişehir ilerisindeki bölgeler Türk fethine açılmıştır. Türk orduları kısa zamanda Ege Denizi’ne kadar olan bölgede sayısız şehirleri ele geçirdiler.

Sultan Kılıç Arslan saltanatının sonlarına doğru ülkesini eski Türk geleneklerine uyarak 11 oğlu arasında paylaştırdı. Ancak oğulları arasında şiddetli mücadeleler başladı. Bu sırada III. Haçlı Seferi başlamış ve Frederick Barbarossa büyük bir ordu ile Anadolu’ya girmiştir. Ancak Silifke Çayı’nda Alman İmparatoru’nun ölümü, Anadolu Türklüğü’nü yeni bir felaketten kurtarmış oldu. Ülke taht kavgası içinde iken Kılıç Arslan öldü (1192).

I. Gıyaseddin Keyhüsrev (1192-1211)

Babasının yerine tahta çıkan I. Gıyaseddin Keyhüsrev, kardeşi Süleymanşâh’ın baskısı üzerine Bizans’a giderek yardım almayı amaçlıyordu. Ancak istediği yardımı alamadı. Bu sırada IV. Haçlı Seferi sonunda Lâtinler İstanbul’u ele geçirmişlerdi. I. Gıyaseddin Keyhüsrev de böylece Anadolu’ya geçti. Aynı tarihlerde kardeşinin de ölümü üzerine Selçuklu emîrleri tahta davet ettiler. Saltanatı zamanında Pontus (Trabzon) Rum Devleti İmparatoru III. Aleksios’u yendi, 1207 yılında Antalya’yı aldı. Ermeni Kralı II. Leon’u yendi. Eyyûbîler’in Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yayılmalarını önledi. İznik Rum İmparatoru Laskaris’le yaptığı Alaşehir Savaşı’nda şehit düştü (1211).

I. İzzeddin Keykâvus (1211-1220)

Devrin en önemli olayı 1214 tarihinde Sinop’un zaptıdır. İzzeddin Keykâvus, Anadolu’daki Selçuklu hâkimiyetini pekiştirmiştir.

I. Alâaddin Keykûbâd (1220-1237)

Kardeşinin ölümü üzerine tahta çıkan Alâaddin Keykûbâd, Anadolu Selçuklu Sultanları’nın en büyüklerinden birisidir. Anadolu’da Türk birliğini büyük ölçüde gerçekleştiren Sultan Alâaddin Keykûbâd Antalya yakınlarındaki Kolonoros Kalesi’ni alarak burasına kendi adını verdi (Alâiye, daha sonra Alanya). Kırım’daki önemli bir ticaret merkezi olan Suğdak üzerine, Sinop’taki tersanelerde yaptırılan gemilerle bir donanma gönderen Sultan Alâaddin Keukûbâd, burayı ele geçirdi. Kıpçak ülkesi Sultan’ın egemenliğini tanıdı (1226). Ermeni Kralı vergiye bağlandı. Cengiz Han ordularının önünden kaçarak Anadolu’ya gelen Harezmşah Celâleddin’in Anadolu’yu ele geçirme emeli karşısında onunla savaşa tutuşarak, 1230 tarihinde Yassıçemen Savaşı’nda yendi. Kaçan Harezmşah Celâleddin Van civarında öldürüldü. Doğu sınırlarını emniyet altına almak için, kaleleri tamir ettirdi. Asker ve mühimmat bakımından takviye etti. Doğuda büyük bir müdafaa zinciri oluşturdu. Ayrıca Moğol Hakanı Ögedey’e elçi göndererek antlaşma yaptı. Böylece Moğollar’ın tecavüzünden Anadolu’yu korumuş oldu. 1237 yılında zehirlenerek öldü.

II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246)

II. Gıyaseddin yetesiz bir hükümdardı. Başlangıçta komutanlarından Saadeddin Köpek’in tesirinde kalarak birçok hatalar yaptı. Bunlardan biri Harezm Beyleri’nden ve Selçuklu hizmetine girmiş olan Kayır Han’ın öldürülmesidir.
Bu olay Harezm birliklerinin isyanına sebep olduğu gibi devleti uzun zaman uğraştırdı. Daha sonra Saadeddin Köpek’i öldürttüyse de arkadan patlayan Baba İshak İsyanı (1239) devleti çok sarstı. Anadolu’daki olayları dikkatli bir şekilde takip eden Moğollar’ın Azerbaycan Valisi Baycu Noyan, Anadolu’ya girerek Selçuklu ordusunu 1243 Temmuzunda Kösedağ denilen yerde ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaş Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasına sebep oldu.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin Yıkılması

II. Gıyaseddin Keyhüsrev’den sonra işbaşına geçen hükümdarlar beylerin, komutanların elinde birer oyuncaktan farksızdı. 1256 yılında Anadolu’da büyük katliâmlar yapan Moğollar’la Vezir Muinüddin Süleyman Pervane anlaşarak devleti Kızılırmak sınır olmak üzere ikiye ayırdı. 1261 yılında Moğol zulmüne karşı Karamanoğulları ayaklandılar. 1276 tarihinde Hatiroğulları gene Moğollar’a karşı ayaklandı ancak başarılı olamadı.
Bu hareketi destekleyen Mısır Türk Memlûk Sultanı Baybars Kayseri’ye kadar geldiyse de Anadolu’dan istediği yardımı göremedi. 1277 yılında Karamanoğlu Mehmed Bey, Selçuklu şehzâdesi Alâaddin Siyavuş’u Konya’da tahta çıkarmak üzere hareket ettiyse de başaramadı. Bu olay tarihlerde “Cimri Olayı” olarak nitelendirilmektedir.

XIII. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu’da Türkmen Beylikleri birer bire bağımsızlıklarını ilân etmeye başladılar.

Kaynak:

Cahen, Claude; Pre-Ottoman Turkey, A General Survey of the Material and Spiritual Culture and History C. 1071-1330, İng. J. Jones Williams, London 1968, p. XXII + 458.

Çay, Abdulhalûk Mehmet; Anadolu’nun Türkleşmesinde Dönüm Noktası, Sultan II. Kılıç Arslan Ve Karamıkbeli (Myriokefalon) Zaferi, İstanbul 1984, s. 162.

İbn-i Bibi (El-Hüseyn b. Muhammed b. Ali el-Caferi er-Rugedi); El-Evâmirü’l-Alaiye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iyye (Selçuk Name) C.I, Çev. Mürsel Öztürk, Ankara 1996, s. 468.

İbn-i Bibi (El-Hüseyn b. Muhammed b. Ali el-Caferi er-Rugedi); El-Evâmirü’l-Alaiye Fi’l-Umuri’l-Alâ’iyye (Selçuk Name) C.II, Çev. Mürsel Öztürk, Ankara 1996, s. 262.

Turan, Osman; Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1971, s. 752 + 1 Ek.

Turan, Osman; Selçuklular Tarihi Ve Türk-İslâm Medeniyeti, Ankara 1965, s. 448.

Uyumaz, Emine; Sultan I. Alâeddin Keykubad Devri Türkiye Selçuklu Devleti Siyasî Tarihi (1220-1237), Ankara 2003, s. VII + 130 + 24 Ek.

Teşkîlât-ı Mahsûsa’nın Gizemli Tarihi

Osmanlı Devleti’nde Enver Paşa tarafından kurulan Teşkilatı Mahsusa, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT)’in atası olarak görülüyor.

Teşkîlât-ı Mahsûsa Nedir?

Teşkilâtı Mahsusa, İttihat ve Terakkî Cemiyeti bünyesinde Enver Paşa’ya bağlı olarak kurulan gizli bir teşkilattır. Teşkilatın, Türkçü ve İslâmcı siyasî görüşler doğrultusunda, yurt içi ve yurt dışında, karşı-istihbarat, propaganda ve örgütlenme eylemlerinde bulunduğu bilinmektedir. Çeşitli ifadelere göre 1911’den itibaren etkin olmuş, 5 Ağustos 1914’te Harbiye Nezareti’ne bağlı resmî bir örgüte dönüştürülmüştür. 8 Ekim 1918’de İttihat ve Terakkî hükûmetinin iktidardan ayrılması ile birlikte Teşkilâtı Mahsusa da resmen tasfiye edilmiştir.

Teşkîlât-ı Mahsûsa’yı Kim Kurdu?

“Teşkilat-ı Mahsusa’yı birçok kaynakta Enver Paşa’nın kurduğu yazılmıştır.
Mesai arkadaşı Binbaşı Süleyman Askeri‘nin yönettiği ve İttihat Terakki Genel Merkezi’nin Batı Trakya ile ilgili kararlarını uygulamakla görevli bir örgütün büyüyüp gelişmesiyle oluşmuştur.

Teşkîlât-ı Mahsûsa Kuruluş Amacı

Mahsusa’nın kuruluş amacı, Enver Paşa’nın hatıralarındaki ideallerinden farklı değildir.
-Bütün Müslüman alemini bir bayrak altında toplamak,
-Türk Dünyası’nı da siyasi birliğe kavuşturmak.

Teşkîlât-ı Mahsûsa Üyeleri
Teşkîlât-ı Mahsûsa emrinde çalışan ve yakın tarihimizde önemli işler yapan subayların ismi teşkilatı mahsusa üyeleri olarak yazılmıştır.

Yakup Cemil

Yüzbaşı

Emir Ali Paşa

Emir Abdulkadir el-cezayir’in oğlu, Meclis-i Mebusan İkinci başkanı

Abdulkadir Gannavi

Osmanlı Meclis-i Mebusan üyesi

Dr.Abdurrahman Bey

Osmanlı devlet adamı

Yüzbaşı Ali

Osmanlı askeri

Ali Çetinkaya

Müstakbel İstiklal Mahkemesi Başkanı ve Cumhuriyet Dönemi Nafia Nazırı Miralay

Ali Fethi Okyar

Başbakan Binbaşı

Ali Rıza

İşkodralı

İskeçeli Arif

Teğmen

Atıf Kamçıl

Teğmen

Mısırlı Aziz Ali

Binbaşı

Besim Ağa

Padişahın saray görevlilerinden

Gazzeli Cemal Bey

Osmanlı devlet adamı

Cevat Abbas

Mustafa Kemal Paşa’nın yaverlerinden

Hacı Emin

Yüzbaşı

Enver Paşa

Harbiye Nazırı

Nuri Kıllıgil

Enver Paşa’nın kardeşi

Yarbay Nazım

Enver Paşa’nın kayın biraderi

Halil Kut

Enver Paşa’nın amcası Kurmay Binbaşı

İzmitli Mümtaz

Enver Paşa’nın yaveri

Ferhat Bey

Trablus Mebusu

Sapancalı Hakkı

Osmanlı devlet adamı

Fuat Bulca

Türk Hava Kurumu başkanı Binbaşı

Teğmen İslam

Deli Fuat Paşa’nın oğlu

Şehit Reşit

Deli Fuat Paşa’nın oğlu

İsmail Hakkı

Topçu Yüzbaşı

Jandarma Yüzbaşı Kadri

Osmanlı askeri

Kuşçubaşı Eşref

Türk istihbaratçı

Miralay Neşet

Osmanlı askeri

Ömer Naci

Ünlü Hatip

Dr.Refik Saydam

Sağlık Bakanı

Şeyh Salih eş-Şerif et-Tunusi

Osmanlı Tunus ve Cezâyir Cem’iyet-i İstiklâliyyesi’nin Mümessili

Süleyman el-Baruni

Osmanlı Trablusgarp Valisi

Bingazili Yusuf Şetvan

Askeri Temyiz Mahkemesi Başkanı

Halepli Ethem Paşa

Osmanlı askeri

Şeyh Abdulaziz Çaviş

Osmanlı Mısırlı büyük ehlisünnet âlimi

Yarbay Çorumlu Aziz

Osmanlı askeri

Dr.Bahaeddin Şakir

Teşkîlât-ı Mahsûsa Siyasi Büro Müdürü

Mithat Şükrü Bleda

Teşkîlât-ı Mahsûsa Siyasi Büro Müdürü

Esat Şukayr

Dördüncü ordu müftüsü

Ohrili Eyüp Sabri

Osmanlı askeri ve siyasetçi

Fuat Balkan

Ünlü komitacı

Eyüplü Hüsamettin Ertürk

Süvari binbaşı

Hüsrev Sami Kızıldoğan

Manastırlı

Topçu Yüzbaşı İhsan

Osmanlı askeri ve siyasetçi

Kuşçubaşı Selim Sami

Türkistan’daki Teşkîlât-ı Mahsûsa harekatının idarecilerinden

Trabzonlu Rıza

Kolağası

İsmail Canpolat

Balkan Savaşı’nda Teşkîlât-ı Mahsûsa üyelerinden

Edremitli Necati Bey

TBMM üyesi

Ali Rıza

Yüzbaşı Kırklarelili

Üsküdarlı Muhtar

Yüzbaşı

Dağıstanlı Nuri

İstiklal Savaşı paşalarından

Tevfik

Çerkez Ethem’in kardeşi

Eğinli Hasan Rıza

Osmanlı askeri ve siyasetçi

Talip Bey

Meclis-i Mebusan Bursa Mebusu

Giritli Ruşeni

TBMM üyesi Yüzbaşı

Hoca Abbas

Fas’ta Ticani Hücresi Reisi

Şerif Burgiba

Tunus Devlet Başkanı Habib Burgiba’nın babası

İbnü’r-Reşit

Arabistan’ın ünlü şeyhlerinden

Mehmet Akif Ersoy

İstiklal Marşı Şairi

Mustafa Kemal Paşa

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mareşal

Devlet-i Aliyye-i Osmaniye

Osmanlı İmparatorluğu veya Osmanlı Devleti, Oğuz Türklerinden Osman Gazi’nin kurduğu Osmanlı Hanedanı’nın hükümranlığında varlığını sürdürmüş çok uluslu Sünni Müslüman devlet.

Devlet-i Aliyye-i Osmaniye Bayrağı
Devlet-i Aliyye-i Osmaniye Bayrağı

Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ne anlama gelmektedir?

Bayrak’da Yazıt Anlamı: Osmanlı İmparatorluğu, Yüce Osmanlı Devleti.

Devlet-i Aliyye ne demektir?

Osmanlı Devleti’nin resmi isim olarak kullanılmadığını, devletin resmi isminin asırlar boyunca “Devlet-i Aliyye” yani “Büyük Devlet” olduğunu yazdı. “Osmanlı Devleti’nin resmî adı ‘Devlet-i Aliyye’dir”

Devlet-i Ebed-Müddet ne demek?

“Devlet-i Ebed-Müddet” sözü özetle bu şuuru anlatır. Türkler bir olmak anlamına gelen Devletin sonsuza kadar sürmesini dilemişler ve tarih boyunca kurulan her Türk devleti kendinden öncekinin devamı olarak görmüştür kendisini… Bu devamlar kesintisiz, aralıksız bir tarihin kadrosudur.

Osmanlı devletinin ismi nedir? Ottoman hangi dil?

Osmanlı İmparatorluğu’nun resmî adı “Osmanlı” değil, “Devlet-i Aliyye” idi ve batı dünyasında “Türkiye” denirdi!
İngilizce Ottoman kelimesinin İtalyanca karşılığı.

Osmanlı imparatorluğu ne zaman kuruldu?

Osman Bey’in 1299 yılında kurduğu Osmanlı Devleti, kuruluşundan yüzyıllar sonra imparatorluk haline geldi. Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden kısa bir süre sonra Osmanlı İmparatorluğu 1922 yılında yıkıldı ve 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

Osmanlı devletinin ilk kurulduğu yer neresidir?

Devletin kurucusu ve Osmanlı Hanedanı’nın atası olan Osman Gazi, Oğuz Türklerindendi. Devlet, Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde kurulmuştur. Osmanlı Devleti’nin bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması yaygın kabule göre 1299 yılında oldu.

Osmanlı Devleti ne kadar hüküm sürdü?

Osmanlı İmparatorluğu, yükselişinin zirvesindeyken üç kıtaya yayılmıştı ve çok çeşitli kültürleri, dinleri ve dilleri içinde barındırıyordu. imparatorluk, bu farklılıklara rağmen 1299-1922 yılları arasında 623 yıl boyunca hüküm sürdü.

Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye Tezkiresi ne demektir?

Osmanlıca çizgili kağıda basılan ilk nüfus belgeleri, tek yapraktı. Cumhuriyet’in kurulmasıyla 1927 yılındaki ilk nüfus sayımının ardından belgeler, 1928 yılında Osmanlıca ve 32 sayfa şeklinde oldu. “Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye Tezkiresi”, söz konusu yıl yapılan değişiklikle “Hüviyet Cüzdanı” adını aldı.

Osmanlı ilk kimlik ne zaman verildi?

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde ilk kez nüfus cüzdanı olarak kabul edilen resmi belge, 1882 yılında düzenlendi. ‘Aliye-i Osmaniye Tezkeresi’ adıyla düzenlenen ilk nüfus belgesi, 24×34 santim ebadında tek yaprak çizgili kağıda Osmanlıca yazılı olarak hazırlandı.

Osmanlı padişahları sırasıyla kimlerdir?

Osmanlı İmparatorluğu 36 padişahı ile 6 yüzyıl var oldu.
Osmanlı padişahları listesi…

Kuruluş devri;
1- I. Osman
(1300-1324) (Osman Gazi) 24 yıl
2- Orhan (1324-1360) (Orhan Gazi) 36 yıl
3- I. Murat Hüdavendigâr (1360-1389) 29 yıl
4- Yıldırım Beyazıt (1389-1402) 13 yıl

Fetret devri;
(1402-1413). Yıldırım’ın oğulları arasındaki kavgada I. Mehmet Çelebi diğerlerine üstün geldi. Yenilen oğulları padişahtan sayılmaz ama bir süre hüküm sürmüşlerdir. Süleyman Çelebi 7 yıl 10 ay hükümranlığı sürdü. Musa Çelebi Rumeli’de 3 yıl 6 ay hükmetti. Mustafa Çelebi
5- Mehmet Çelebi (1413-1421) 8 yıl.
6- II. Murat (1421-1451) Tahta iki kez çıkmıştır. 1421-1444 arası birinci dönem 23 yıl. Sonra 2 yıl oğlu Fatih Sultan Mehmet. 30 yıl. 1446-1451 arası ikinci dönem 5 yıl.

Yükselme devri;
7- Fatih Sultan Mehmet
(1444-1481) Tahta iki kez çıkmıştır. 1444-1446 yıllarında birinci dönem 2 yıl. Daha sonra yine babası II. Murat. 1451-1481 arası ikinci dönem 30 yıl. Fatih Camii onun adına yapıldı.
8- II..Beyazıt (1481-1512) 31 yıl 31 yıl.
9- Yavuz Sultan Selim (I. Selim) (1512-1520) 8 yıl.
10- Kanuni Sultan Süleyman (I. Süleyman) (1520-1566) 46 yıl. İstanbul Süleymaniye Camii onun adına yapıldı.

Duraklama devri;
Kanuni zamanında birinci Viyana kuşatmasından sonra duraklama devrine girildi.
11- II. Selim (1566-1574) 8 yıl. Edirne Selimiye Camii onun adına yapıldı.
12- III. Murat (1574-1595) 21 yıl.
13- III. Mehmet (1595-1603) 8 yıl.
14- I. Ahmet (1603-1617) 14 yıl. Sultanahmet Camii onun adına yapıldı.
15- I. Mustafa (1617-1618) (Deli Mustafa) Tahta iki kez çıkmıştır. III: Mehmet’in oğlu. 1622-1623 ikinci dönemidir. Akli dengesi yerinde değildi. Toplam 2 yıl padişahlık yaptı.
16- II. Osman (1617-1622) (Genç Osman) 5 yıl. I. Ahmet’in oğlu. Öldürülen ilk padişah.
17- IV. Murat (1623-1640) 17 yıl. I. Ahmet’in oğlu. Çocuk yaşta padişah oldu.
18- I. İbrahim (1640-1648) (Deli İbrahim) 8 yıl. I. Ahmet’in oğlu. 19- IV. Mehmet (1648-1687) (Avcı Mehmet) 39 yıl. I. İbrahim’in oğlu.
20- II. Süleyman (1687-1691) 4 yıl. I. İbrahim’in oğlu.
21- II. Ahmet (1691-1695) 4 yıl. I. İbrahim’in oğlu.
22- II. Mustafa (1695-1703) 8 yıl. Babası IV. Mehmet.

Gerileme devri;
II. Mustafa zamanında 1699 Karlofça Antlaşması ile gerileme devri başladı.
23- III. Ahmet (1703-1730) 27 yıl. Babası IV. Mehmet, Lale Devri
24- I. Mahmut (1730-1754) 24 yıl. Babası II. Mustafa
25- III. Osman (1754-1757) 4 yıl. Babası II. Mustafa
26- III. Mustafa (1757-1774) 17 yıl. Babası III. Ahmet
27- I. Abdülhamit (1774-1789) 15 yıl. Babası III. Ahmet
28- III. Selim (1789-1807) 8 yıl. Babası III.Mustafa, Nizam-ı Cedid Ordusu’nun kuruluşu
29- IV. Mustafa (1807-1808) 1 yıl. Babası I. Abdülhamit
30- II. .Mahmut (1808-1839) 31 yıl. Babası I. Abdülhamit, 1826 Vaka-yı Hayriye, Yeniçeri Ocağının kaldırılması.

1839 Tanzimat Fermanı;
31- Abdülmecit
(1839-1861) 22 yıl. Babası II. Mahmut
32- Abdülaziz (1861-1871) 10 yıl. Babası II. Mahmut
33- V. Murat (1876) 3 ay. Babası Abdülmecid. Padişah olmak istemiyordu. Padişah iken aklını yitirdi.
34- II. Abdülhamit (1876-1909) 33 yıl. Babası Abdülmecid. Birinci Meşrutiyet, Plevne Savaşı, İstibdad dönemi, İkinci Meşrutiyet, İttihad ve Terakki dönemi,
35- V. Mehmet Reşat (1909-1918) 9 yıl. Babası Abdülmecid. 1. Dünya Savaşı, İşgal dönemi ve yıkılış
36- VI. Mehmet Vahdettin (1918-1922) 4 yıl.

Osmanlı Devleti en geniş sınırlara hangi padişah döneminde başlamıştır?

Osmanlı imparatorluğu döneminde bir çok padişah ülkeyi yönetmiştir. Bir çoğuda genel olarak başarılı olmuştur.
4800 km2 lik bir toprakta başlayan Osmanlı İmparatorluğu 19.902.000 Km2 civarında büyüklüğe ulaşmıştır.
Türkiye’nin yüz ölçümü 783.000 km2 kara olduğu düşünülürse neredeyse Türkiye yüz ölçümünün 25 katına eşit bir büyüklüğe ulaşmıştır.
Dünya tarihinde en büyük yüz ölçüme sahip imparatorluktur. Dünyanın 159.000.000 Km2 olduğu düşünüldüğünde
Osmanlı İmparatorluğuna en çok toprak katan Padişah ise Yavuz Sultan Selim’dir.
Yavuz Sultan Selim yüz ölçümü olarak Osmanlı topraklarını neredeyse 2.5 kat arttırmıştır. 2.375.000 Km2 den 6.557.000 km2 ye çıkarmıştır.
Fakat Osmanlı imparatorluğuna en çok yüz ölçümü olarak büyüten Padişah ise Kanuni Sultan Süleyman’dır.
Kanuni Sultan Süleyman 6.557.000 k2 lik Osmanlı İmparatorluğunu 14.983.000 km2 ye çıkarmıştır ve Osmanlı İmparatorluğuna en fazla toprağı kazandıran padişah olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğunun temelleri Ertuğrul Gazi dönemi (Osmanlı Beylik iken) 4.800 km2 idi.

1299 Yılında Osmanlı İmparatorluğu Kurulduğunda 5.631 km2 civarında idi.

Osman Gazi dönemi sonunda(1326) Osmanlı İmparatorluğu 16.000 km2 civarlarına çıktı.

Murat Hüdavendigar dönemi (1451) 880.000 km2 ile aslında bir Türkiye yüz ölçümü kadar alana hakimiyet sağladı.
Aslında Muhteşem Dönem şimdi başlıyordu Fatih Sultan Mehmet dönemi sonunda (1481) 2.214.000 km2 ile Osmanlı artık durdurulamaz bir İmparatorluk haline geliyordu.

II.Beyazıt Dönemi Sonu(1512) 2.375.000 km2 ile sınırlarını korudu.

Yavuz Sultan Selim dönemi sonunda (1520) 6.557.000 km2 bir yüz ölçüme sahip oldu. Ve Osmanlı Topraklarını yüz ölçümü olarak en çok katlayan padişah olmuştur.

Kanuni Sultan Süleyman dönemi sonu(1566) 14.983.000 km2 ile Osmanlı İmparatorluğu yönetilmesi zor ama Tüm dünyanın korktuğu bir imparatorluk haline gelmiştir.
Toprakları Yavuz Sultan Dönemine göre neredeyse 2.2 kat arttı.

II.Selim Dönemi sonu(1574) 15.162.000 km2 ile büyümeye devam etti.

III.Murat Dönemi sonu(1595) 19.902.000 km2 ile Osmanlının en geniş toprak bütünlüğü oldu dönem olmuştur.

Ters Bayrak veya Ters Hilal; Biz Türklerin savaş zamanlarında açtığı üzerinde uğruna yemin ederek öldüğümüz Allah, Namus, Vatan ve Birlik yazan görkemli, ulu, aziz, ihtişamlı Türk Bayrağı çeşididir.

Ters Bayrak, Türk Bayrağı, Ay Yıldız
Ters Bayrak, Türk Bayrağı, Ay Yıldız

Atatürk’ün sözleri! Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihe kazınan en güzel sözleri ve mesajları!

Benim kahramanlarım, hayallerini hiçbir şeye satmayan kişilerdir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün güzel sözleri ve mesajları
Mustafa Kemal Atatürk’ün güzel sözleri ve mesajları

Atatürk’ün Sözleri;

*Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

*Egemenlik verilmez, alınır.

*Yurtta sulh, cihanda sulh.

*Şuna inanmak gerekir ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.

*Hayatı ve özgürlüğü için ölümü göze alan bir millet asla yenilmez

*Bir ulus sanattan ve sanatçıdan yoksunsa, tam bir hayata sahip olamaz.

*Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin

“Bir ulusun asker ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, kazandığı zafer ne kadar yüce olursa olsun,
bir ulus ilim ordusuna sahip değilse, savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerin sonu olacaktır.
Bu nedenle bir an önce büyük, mükemmel bir ilim ordusuna sahip olma zorunluluğu vardır.”

“Ben, manevi miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım, bilim ve akıldır.
Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar.”

“Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir.
Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.”

“Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.”

“Bir millet eğitim ordusuna sahip olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak eğitim ordusuyla mümkündür.”

“Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız.”

“Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz.
Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız.
Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.”

“Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır. Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir.”

“Millî hedef belli olmuştur. Ona ulaşacak yolları bulmak zor değildir. Önemli olan, çetin olan o yollar üzerinde çalışmaktır.
Denebilir ki hiçbir şeye muhtaç değiliz. Yalnız tek bir şeye çok ihtiyacımız vardır:
Çalışkan olmak. Toplumsal hastalıklarımızı incelersek temel olarak bundan başka, bundan önemli bir hastalık keşfedemeyiz;
hastalık budur. O halde ilk işimiz bu hastalığı esaslı bir şekilde tedavi etmektir. Milleti çalışkan yapmaktır.
Servet ve onun doğal sonucu olan refah ve mutluluk, yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır”

“Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir.
Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunludur.”

“Uygarlık yolunda başarı yenileşmeye bağlıdır.
Sosyal hayatta, iktisadi hayatta, ilim ve fen sahasında başarılı olmak için yegane gelişme ve ilerleme yolu budur”

“Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır.
Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla,
bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.”

[wpfd_single_file id=”3802″ catid=”281″ name=”30 Ağustos Zafer Bayramı”]

Vektörel 30 Ağustos Zafer Bayramı Görseli

Zafer Bayramı, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da Mustafa Kemal Atatürk’ün başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz’u anmak için Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde her sene 30 Ağustos günleri kutlanan resmi, ulusal bir bayramıdır.

Vektörel 30 Ağustos Zafer Bayramı Görseli